trekking etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
trekking etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Aralık 2013 Salı

Demirler - Umurbey 25.11.12 (Trekist)

Doğada olmayı hemen her zaman seviyorum. Güneşli, bulutlu, sisli, yağmurlu, karlı her havada doğa ayrı güzel. Ve gezdiğim yer yerin doğası kendine özel. Çamlar, göknarlar, meşeler, kayınlar, sandal ağaçları, başına üşüştüğümüz çeşit çeşit meyve ağaçları, böğürtlenler, rengarenk orman gülleri, kekikler.. Hepsini seviyorum. Ama herhalde en keyif aldığım geziler yakın arkadaşlarımın da geldikleri. Demirler-Umurbey parkuruna Işıl ve Gülşah da geldiler, çok sevindim :)

Saat 12'yi geçerken artık yapraklarını dökmeye başlamış meyve ağaçları arasından, arada kafalarını kaldırıp bizi izleyen koyunların yanından toprak yoldan yürüyüşe başladık. Hava kapalı ama yağışsız. Kasım sonunda bir yürüyüş için oldukça uygun bir hava. 



Kuru yaprakların yavaş yavaş toprağı kapladığı keyifli bir patikadan ilerleyerek kızarıp sararmış üzüm bağlarının yanından geçiyoruz. 



Bir-iki gün önce yağan yağmurlar parkurun başında toprağı yumuşatmış, tabanlarımıza bir katman balçık eklemişti. Biraz ilerleyince muhtemelen aynı yağmurlarla kabarmış ufak bir çaydan karşıya geçiyoruz. 


Biraz zorlu bir çıkış yapacağız. Öncesinde biraz soluklanmak ve enerji kazanmak için ufak bir yemek molası veriyoruz. Saat 15:30 gibi tepedeyiz. Sanki bulutlara yaklaştığımız her adımda bulutlar da bizden bir adım uzaklaşmış, hava açıyor, güneş ısıtmaya başlıyor. 


Yürüyüşün devamında, güneşte parlayan kayaların eteğinde bize bir süre keçiler eşlik ediyor. 


Umurbey'e doğru yavaş yavaş batmaya başlayan güneşle beraber inişe geçiyoruz. Gün batımının renklendirdiği manzaralar bir harika. 








19 Şubat 2013 Salı

Kadıköy-Kazımiye 07.10.12 (Trekist)

Bu güneşli sonbahar gününde yürüyüşe İstanbul Kadıköy'ün adaşı Sakarya Pamukova Kadıköy'den başlıyoruz.


Kadıköy'ü arkamızda bırakıp tarlaların kenarından sırta doğru yükseliyoruz.



Yaklaşık 45 dakika ilerde ikinci bir köyün içinden geçiyoruz : Ağaççılar Köyü.


Açık bir alandan geçip keyifli bir orman içi patikaya giriyoruz.



Çam iğneleri kaplı toprak yol önce biraz daralıyor ve kayalıklaşıyor, sonra tekrardan genişliyor. Çam iğnelerinden bir halıda yürümek, çam kokulu havayı solumak varken hafta sonlarını kanepede tv izleyerek geçirenleri anlamak zor..



Orman yolu ana toprak yola dönüşüyor, tatlı sonbahar güneşiyle ısınarak yolu Kazımiye yönünde takip ediyoruz.




Yolda karşılaştığımız eşekli bir köylü Kazımiye'ye yaklaştığımızı söylüyor.


Ve Kazımiye görünüyor..





9 Şubat 2013 Cumartesi

Akçakoca 29.09.12 (Trekist)

Eylül sonunda sevgili arkadaşlarım İdil'i, Işıl'ı ve Gülşah'ı da ikna edip Akçakoca'ya gittim. Grup başkanımız Yılmaz'ın Akçakoca'ya taşınan arkadaşı Erşad'ın organize ettiği, güzel ve eğlenceli bir gün oldu.

Güne Fakıllı Mağarasını gezerek başladık. Toplam uzunluğu 1000 metrenin üzerinde olan mağaranın 350 metrelik kısmı 2008 yılında merdivenler ve korkuluklu geçitlerle düzenlenmiş, ışıklandırılmış, turistik ziyarete uygun hale getirilmiş.


Kireçtaşından sarkıt ve dikitlerle güzel bir mağara. Nemli ve serin bir havası var, astım hastalarına iyi geldiği söyleniyor. Bize bu mağarayı küçük rehberimiz tanıttı.


Bulunduğumuz mağara "oda"sı Beyaz Oda olarak bilinen damlataşı bir oluşummuş. Gerçekten de kayalara yakından baktığınızda ışıl ışıl pırıldıyorlar. Ama pek çoğunun üzeri kararmış, sanki bir toz tabakasıyla örtülmüş. Rehberimiz yöre gençlerinin buraya gelip içki sigara içtiklerini, dumandan damlataşının karardığını anlatıyor.




Mağara çıkışında acıkmaya başladık. Alabalık Çiftliği'ne doğru yola çıkıyoruz. Hava harika, bahçedeki masalara oturup siparişlerimizi veriyoruz. Bazılarımız yemeği beklerken udak bir yürüyüş yapıyor, bazılarımız balık havuzuna olta sallıyor, bazılarımız da yakındaki derenin kenarında kafa dinliyor.



Yemekten sonra dere kenarından yürüyüşe başlıyoruz. Yolun başında bir grup fotoğrafını da ihmal etmiyoruz.


Yol kenarındaki kestanelerden taze kestane toplayıp yiyoruz. Hiç tane kestane yememiştim - nefismiş! Yoldan iki detay :



Toprak yol dereyi takip ederek ilerliyor. Çuval çuval fındık yüklü bir kamyonet durmuş, iki kişi yerdeki son çuvalları da kamyonete yüklüyor. Bize de ikram ediyorlar. Avuçlarımızı, ceplerimizi fındıkla dolduruyoruz. Biraz ileride, derenin karşı kıyısında da fındık çuvallarını traktörle karşıya geçen birkaç kişiyle selamlaşıyoruz.


Yol bitince derenin kenarındaki kayalıklardan yürüyerek şelaleye doğru devam ettik.


Kayalıklar iyice dikleşip yürümek zorlaşınca Işıl ve Gülşah yola devam ederken İdil'le keyifçiler olarak biraz dinlenip geri döndük.


Grup da geri dönüp soluklandıktan sonra hep beraber Kale'ye gittik. Kale oldukça yıkılmış halde, ama konumu ve manzarası harika.



Günbatımı da ayrı güzel.


Plaja inip gün batımını biraz da kumsaldan izliyoruz. Sonrasında grubun çoğu Akşakoca sahilinde çay içmeye yollanırken, birkaç kişi Erşad'ın güzel köpeğinin şipşirin yavrularını sevmeye gidiyoruz. Neredeyse gözleri bile açılmamış, küçücük ve çok sevimliler.

Yemek için grupla buluşuyoruz. Denize karşı mezelerle, balıkla gayet keyifli bir yemek oluyor. Ve sonra, İstanbul'a dönüş..

18 Aralık 2012 Salı

Bozören Meyve Yürüyüşleri 16&23.09.12 (Trekist)

Yürüyüş grubum sonbahara geleneksel olarak Bozören'le giriyor. Bozören'den başlayıp Umurbey'den geçerek Çengelköy'de son bulan parkur, yeni başlayanlara ve çocuklara da uygun olduğundan çok popüler. Yol boyunca dalından çalısından bir dolu meyve yiyerek yürüdüğümüzden çok da lezzetli :)

Hafif bir çıkışla başlıyoruz.


İlk hedefimiz tepedeki ceviz ağacı. Oldukça kalabalığız bugün, ağacın etrafını sarıveriyoruz.


Cevizin biraz ilerisinde Pamukova ayaklarımızın altında uzanıyor.



Ceviz kabuklarından ellerimiz yeşillenmiş, tepeden aşağı yola devam ediyoruz. Arazi düzleşiyor, üzüm bağlarının yanından geçiyoruz. Yeşil, mor üzümler dallardan sarkıyor. Hasat başlamış, yöre köylüleri salkımları özenle toplayarak kasalara yerleştiriyor.


Bize de ikram ediyorlar, tabii ki geri çevirmiyoruz. Üzüm bağlarını geçtikten sonra patikanın sağında yolunda çalılar başlıyor. Önden gidenler hemen çalıların etrafına üşüşüyor. Böğürtlen! Bozören'e liseden arkadaşım Işıl ve onun arkadaşı Gülşah da geldiler. Işıl'la Gülşah da böğürtlen sevenler arasında ;)


Ben de böğürtlenlere yönelirken yol kenarında başka bir şey dikkatimi çekiyor :


Meyvelerle oldukça doyduk gerçi, ama öğle yemeği için de sucuklarımızı çantamıza atmıştık. Öğle molamızda etraftan çalı çırpı topluyoruz, taşlarla etrafını sardığımız kuytu bir köşede ateşimizi yakıyoruz. İsteyenler domates ve biberlerini de közlüyor. Heralde sucuğun en güzel hali böylesi..


Yemekten sonra yol üzerindeki incir ve erikle tatlıya devam ediyoruz. Güzergahımız bizi Umurbey Köyü'nden geçiriyor. Burada köy kahvesine uğruyoruz. Kahve kapalı, ama yanındaki çeşmeden sularımızı doldurup biraz ayaklarımızı uzatıyoruz. Kahveye yakın iğde ağacı benim favorim - bu sene en keyifle yediğim meyve iğde oldu sanırım.

Gruptaki öğretmen arkadaşlarımızdan Nuray Hanım yoldan topladığı meyveleri çeşmede yıkamış, o kadar güzel bir görüntü ki :


Çengelköy'e doğru devam ediyoruz. Umurbey'den çıkarken kocaman, lezzetli incirlere uzanıyoruz. Yılmaz ve birkaç arkadaş daha ağaca tırmanıp incir topluyorlar. Çengelköy yolu böğürtlen ve ceviz dolu. Bu rotanın en güzel cevizleri yolun sonuna doğru. Cengiz ve Yılmaz birer torba ceviz topluyorlar - kışlık ceviz stokları tamamlanmış olmalı :)

Çengelköy'e nar ağaçlarının arasından giriyoruz. Nar bolluğundan eğilen dalları biraz hafifletip köy meydanına doğru ilerliyoruz. Bir evin bahçesinden dışarı asmalar sarkmış - kokulu üzüm! Gözüm dönüyor, bir arkadaş beni durdurana kadar salkım salkım topluyorum. Tatmayanın bilemeyeceği bir lezzet. Üzüm kokulu silgi ve kalemleri bilirsiniz belki, üzüm gibi kokmadığını düşünür insan. Öyle değilmiş işte, kokulu üzüm kokusuymuş o. Son derece aromatik bir üzüm türü. Neden marketlerde bulunmadığını, kurutulmadığını, şarabı yapılmadığını vs anlamak mümkün değil.

İşte o üzümleri de zulaya attıktan sonra köy kahvesinde birer açık çay söylüyoruz. Karnımız tok, çantalar meyve dolu, neşemiz yerinde. Dönüş yolculuğu başlıyor.